30 Aralık 2016 Cuma

İYİ TARAFINDAN 2016..MİNİMALİZM..



Son 1..
     2016'nın özetine ihtiyacımız olduğunu zannetmiyorum.Zira hep birlikte bugün yaşadık,yarına çıkacak mıyız? şeklindeydik ve her birimiz için ayrı ayrı sancılı oldu..
     Amaç 'iyi tarafından' bakmak ya, şimdi 2016 bize ne katmış ondan bahsedelim ve geçmişin hesabını kapatalım..
     Yıl 2016'nın başları..Sene başına okuyarak girmişim ve artık YouTube takip eder olmuşum..Tesadüfen takip etmeye başladığım Ilgın Özgan yeni bir video yayınlamış ve tıklamam..Başlık garip;
     MİNİMALİZM..Şaşırdım!Tüket,tüket diye bağıran kimseler arasında satın alma,mutlu ol!  diyordu ve en etkilendiğim kısmı 'Kendimizi sahip olduğumuz şeylerle kanıtlamaya çalışıyoruz.' olmuştu.Gece izlediğimi hatırlıyorum.Sonrasında baya baya uyuyamadım..Bir,iki derken bir baktım yurtdışında bu konuyla ilgilenen bir yığın insan ve onların blogu var..Okudum,okudum..Hem dilim gelişmiş hem de bakış açım genişlemişti ve bakış açım genişledikçe ne kadar 'dar' baktığımı farkettim.Her türlü mutsuzluğumu alışverişle kapatıyordum ve bunu bilen markalar tarafından bol bol sömürülüyordum.Peki ne yaptım çok kısa bahsetmek istiyorum..
     Öncelikle;elimde ne var ne yok çıkardım.Kremler,losyonlar her biri o kadar gereksizdi ki.Çoğunu ayıkladım.Düşündüm ve içerisinde bir yığın kimyasal olan losyonların, sırf üzerine bir ajans çalışanının fikriyle 'mucizevi' yazıldığı için neden alındığına ve aldığıma anlam veremedim..
     Kıyafetlerime geçtim.O kadar çok 'tatile gidersem,spora başlarsam' kıyafeti vardı ki çok şaşırdım..Baya baya alışverişimi 'geleceğe' yapmıştım!Ve 'vazgeçtim'.Eşyaya bağlanma ile ilgili sıkıntı yaşamadığım için şahsi olarak çok zorlanmadım.Bu vazgeçme süreci sonrasında da devam etti ve ben kendim yapmaya,üretmeye başladım.Yoğurdu hazır almıyor,sıvı el sabunumu kendim yapıyor ve bakım ürünlerimi reklamı yapılmayanlardan kullanmayı tercih ediyordum.Amaç mutlu olmaksa,kendimi bir önceki seneden çok daha mutlu hissettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
       Geri dönüp bakınca bu seneki yolculuğum çok ama çok keyifliydi..Okudukça,uyguladıkça ve sonuç aldıkça daha da keyifli hale geldi.Önceki senelerde zor zamanlar geçirmiş birisi olarak;küçüklüğümde çok sevdiğim 'okuma' alışkanlığım bugün ,İstanbul'da,şehir hayatıyla mücadele ederken yine elimden tuttu..Minnettarım..
       Bu minnet duygularıyla 2016'yı kendi adıma kapatıyorum ve 2017 için şimdiden sabırsızlanıyorum.Her birimize ayrı ayrı şahane bir sene diliyorum..

13 Kasım 2016 Pazar

ELALEM NE DEDİ?

         Yazı atlattık..Nişanlar,düğünler,kız istemeler derken kapanışı yaptık.Bu yaz bu tip aktivitelerle uğraşan ve evlilik arefesinde birisi olarak içimden geçenleri ve iyileşmesini arzu ettiğim bazı konuları paylaşmak isterim..
          Hepimizin ortak problemi zannediyorum.Özel hayatımızı 'çok alakasız' birisine açıklamak durumda kalmak ve bunu ölesiye dert edinmek.
           Sevgiliniz yoksa , 'ee yok mu birisi?' ' O kadar insanla tanışıyorsun hala yalnız mısın?'
           Sevgiliniz varsa ,'Ee evlilik ne zaman?' 'Niyeti yok galiba?' Hele ki az dert yandıysanız'Sen o çocuğu bırak.Seni sevmiyor o.'
           Evliyseniz nasıl olur da çocuk düşünmezsiniz!Ne cüret!Çocuğunuz varsa bir tane olmaz kardeş lazım kesin:)
            Gerçekten aklım almıyor.Bir insana çok ama çok mahrem olan bir konuda nasıl yorum yapılabilir?Çocuk sahibi olmak vs..Bu sebeple insanlara özel hayatlarını sormuyorum ve inanın hiç merak etmiyorum.Ben yalnızca belgesel izlerim kafası değil.Arkadaşlarımı,yanımdaki insanları yalnızca oldukları 'insan' için sevmeyi tercih ediyorum..
           
                        SIFATLAR GERÇEKTEN GEÇİCİ..  
        Doktor,işsiz,zengin,fakir,dindar,ateist,gay ya da lezbiyen..Klişe var ya ;insan,insan olduğu için çok kıymetli.Kimsenin kimseyi yargılamaya hakkı yok.Bunun yanında evliliğin başarı olarak algılanmasından ölesiye rahatsızım.Artık anlaşılmalı;Tek başına olan insanların da bunu tercih edebileceği,herkesin çocuk sahibi olmak zorunda olmadığı,asıl ayıbın farklı tercihlerin olması değil insanları yargılayarak dışlamak olduğu..Bunların anlaşılmasını sağlayacak olan da bizleriz..Bizden önceki nesillerde bazı kimseler farklı bakıyor olabilir.Ama bugün bizim daha 'bilinçli' olmaya ihtiyacımız var.Bunun için;
       *Birbirimize ilişkimizin nasıl gittiğini değil insan olarak 'nasıl' olduğumuzu soralım.Naçizane 'nasılsın' kelimesini çok fazla önemsiyorum.
       **Gay vs. herhangi bir kimseyle dalga geçildiğinde dalga geçileni değil,dalga geçen kimseyi ayıplayalım..
        ***Bir insan çarşafla gezebilir.Bu onu 'yobaz' yapmaz.Bir insan mini etekle de gezebilir.Bu onu 'rahat' yapmaz.Görünüşü,kiyafetleri bizden farklı olanlarla da iletişim halinde olalım.Fakat bu iletişim sözlü olsun,bakışlarımızla -sözsüz- değil..
   ****Bugün sağlıklı olmamız yarın engelli olmayacağımız anlamına gelmez.Engelli insanlara 'aman halimize şükür' ya da acır bakışlarla bakmayalım..(Konuyla alakalı aşağıdaki videoyu öneriyorum.)

Tabii ki sağlığımıza şükrediyoruz.O başka.Ama bir başkasına bakarak şükretmek üstünlük olarak algılanabilir.Kardeşi engelli olan arkadaşım bunun yüzünden artık kardeşinin dışarıya,kalabalık yerlere çıkmak istemediğinden dert yanmıştı ve inanılmaz üzülmüştüm.Bu bakışların da -iyi niyetli olsun,olmasın-bir tür bencillik olduğuna inanıyorum.
Karşıdaki insan yürüyemiyor ya da konuşamıyor vs. olabilir.Bu,onun zor durumda olduğunu değil yalnızca hayatını idame ettirmek için çaba harcaması gerektiğini gösterir ki bu çabanın sebebi yine şehirleri yanlış tasarlayan bizleriz...
Bakış açım 'farklı' ya da 'modern' gelebilir emin değilim.Kişisel arzum,çabam ; farklılıkların renk olarak algılanması.Kirlilik değil! Bu sebepten bu yazıyı okuyan,okutan herkese söylemek isterim.
-Laf olsun diye değil-Yalnızca 'insan' olduğunuz için çok seviliyorsunuz.Bir gün karşılaşırsak,kimliğiniz en azından minimalist_birisi'ni hiç ama hiç ilgilendirmiyor.Sevgiler..
         

5 Kasım 2016 Cumartesi

SAĞLIKLI! GÜLÜŞLER..

       Sabah uyandınız.Dışarıda tam sonbahar havası..Sarı ve çok güzel..Kahvaltınız,çayınız derken.Sırada diş fırçalama var.Fırçanızı elinize aldınız.
                                           Durun ve düşünün..
   Sizin kullanımınızdan sonra bu fırçaya ne olacak?Hemen anlatayım.Plastik malzemeden yapıldığı için yaklaşık..
1.000 Yıl doğada kalacak.Yani biz 3-6 ay diş fırçalayalım diye 1000 yıllık çöp üreteceğiz..Sağlığımıza zararı da cabası..(Yukarıdaki görselden sonra sakız bile çiğnemek gelmiyor içimden:))Ben de tüm bunları yazdığım sırayla düşündüm ve çözüm aradım.İhtiyaçlarımı -hepimizin bildiği- makyaj malzemeleri,şampuan satan mağazalardan almıyorum.Yani bilindik mucizevi markaları! kullanmadığımdan organik pazarda alışveriş yaptığım kişiye gittim.Türkiye'de sık bulamadığımız ama yurtdışında bolca kullanılan,doğa dostu fırçayı sorduğumda hemen çıkardı..
BAMBU DİŞ FIRÇASI
             Kendisi doğada %100 çözünür.Dişlerini çok ama çok önemseyen ben kesinlikle kullanırken rahatsız olmadım.Bilakis plastik bir malzeme kullanma hissi çok rahatsız ettiği için bundan sonraki diş fırça modelim bu..
  Şimdi dezavantajına gelirsek;ulaşılabilir olmaması ve aynı formdaki plastik fırçalalara göre maliyetinin yüksek olması.Bu fırçayı yaklaşık 20 tlye almıştım.Kesinlikle doğa dostu olmasının yanında lafı bile olmaz.Ama benim bahsettiğim;gelir durumdan bağımsız herkesin alma fırsatı bulması.Bunun için ulaşılabilir,daha uygun fiyatlı türk markalarına ihtiyacımız var..Eminim biz aldıkça, daha fazlasını talep ettikçe arz oluşacak ve girişimciler isteğimize kayıtsız kalmayacaklar..
Size şimdiden sağlıklı! gülüşler diliyorum.Sevgiler..



2 Kasım 2016 Çarşamba

AKILLI TELEFONUM AKLIMI ALIRSA?

         Gün her şekilde normal başlamıştı.Bugün ne yapsak,gezsek mi vs diye düşünürken şarjı biten telefonumu gün içerisinde defalarca yaptığım gibi! şarja taktım ki..Olan oldu!Ana menüde takılı kalan telefonum kapandı ve bir türlü açılmıyordu.Aynı,bilinen markanın senelerdir bağımlısı olan ben,tabii ki panik olmadım.Çünkü tekrar açılacak ve ben instagram,facebook ve twitter hesaplarımı,maillerimi,whatsappımı kontrol edip,karmaşık şehirde navigasyonuyla yolumu bulacaktım..
         Ama açılmadı.Bir deneme iki deneme.Yok yok yok!Açılmıyordu.Yakın zamanda Amerika'ya gitmeyeceğimden sorunun hallolması için Türkiye'de bir çözüm üretmeliydim.E o zamana kadar ne yapacaktım?Hemen hemen her dakika elimden düşmeyen  telefonum olmazsa ne yapardım!
      Aileme eski akıllı telefonumu hemen göndermelerini istedim.Şans bu ya 29 ekim olduğu için kargo şirketleri kapalıydı.E diğer günde Pazara denk geliyordu.Ve ben 3 KOCA GÜN akıllı telefonsuz kalacaktım.Bilhassa yalnız yaşayan ve sevdiklerinden uzakta olanlar,şehir hayatını kanıksayanlar,istesede Avmleri aşıp yeşile ulaşamayanlar telefonun,internetin ne derece önemli olduğunu çok çok iyi bilirler..Herneyse hemen gidip yalnızca konuşmam için birkaç günlüğüne kullanabileceğim bir telefon! aldık..
Soldakiyle 3 gün!
               *İlk anda çok eğlenceli geldi.Babaannemin bile kamerası olmadığı için beğenmeyeceği bir telefonum vardı.Baya komik bulmuştum.Şarjı da baya uzun gidiyormuş,akıllı telefon olmadan da oluyormuş derken..
*2.Gün!Elim sürekli telefona gidiyordu ve artık bu eskiye dönüş canımı sıkmaya başlamıştı.Bağımlılık durumundan çok uzak olduğumu düşünüp,sigarayı bile çoğu kimseye göre çok kolay bırakmışken bir 'madde'ye nasıl bu kadar bağlanabiliyordum?Bu gerçeği kabullenip hala akıllı telefonumu neden bu kadar istiyordum?Sanırım bu gerçeklerle yüzleşmek daha çok canımı sıkmıştı!Mesajlaşmalar başladı.Artık mesaj atarak iletişime geçmeli ama bir şekilde 'aktif' olmalıydım.Bu arada randevu almanın imkansız olduğu Zorlu'dan defalarca randevu almaya çalıştım.Tabii ki başaramadım..
              *Ve eski akıllı telefonuma,dolayısıyla da internete kavuştuğum ana kadar -son gün- ciddi anlamda bunalmıştım.Eski akıllı telefonum geldi.Sonunda! ve ben elime telefon geçtikten sonra üzerine baya baya düşündüm..
          Bu kadar mı elimiz ayağımız olmuştu,bu kadar mı whatsapp olmadan önce hiçkimseyle iletişime geçemiyorduk?Bu arada ana yolda kasksız ve elinde cep telefonu hem 'aktif' hem de trafikte olan genci görünce üzerine iyice kafa yordum.Akıllı telefonlar canımızdan ve çok çok değerli olan vaktimizden vazgeçecek kadar bize ne vaat ediyordu?Siz de düşünün lütfen..Belki telefonum bozulmasa bunu hiçbir zaman farkedemeyecek ve -unuttuğum bir his olan- telefonumu başka bir odada bırakarak rahat rahat kitap okumanın tadına bu derece varamayacaktım!Sizin de bu keyfi yaşamanız ve her zaman anda olmanız dileğiyle.Sevgiler..

28 Ekim 2016 Cuma

CUMHURİYET'İ SEVMEK YALNIZCA ATATÜRK FOTOĞRAFI PAYLAŞMAK MI DEMEK?

   
   İçimde büyük bir sevinç.Her sene aynı gururla şükrederek yaşıyorum.Yaşadığım toprakların güzelliğine ve bu güzelliği yaşamamı sağlayan herkese minnettarım.Çoğu kimsenin aksine 'fırsatını' bulunca yurtdışına kaçmayı düşünmüyorum.Çünkü zamanında bir büyük dedem Uşakta,bir diğeri de Bulgaristan'da düşmanla savaşmış..Dedelerim,dedelerimiz hayatlarını ortaya koymuş,senelerce Bulgaristan'da esir hayatı yaşamış.Ne için?
         Vatanın selameti ve çocuklarının,bizim geleceğimiz için.Peki Cumhuriyeti seven bizler ülkemiz için ne yapıyoruz?
          Çoğunlukla kendimden de bildiğim üzere ŞİKAYET EDİYORUZ!
       Mütemadiyen her şeyden,herkesten.Bu şikayetler(imden) bunaldığım günlerden birisinde düşündüm.Ben ülkem için ne yapabilirdim?Onca şey arasından ülkemi temiz tutma ve nefes alma kısmını seçtim.Çok küçük bir adım olduğunun farkındayım ama yazdıklarımla ülkemin temiz,nefes alınabilir cennet olarak kalması için-kendi çapımda,çok çok küçükte olsa- dikkat çekmeye çalışıyorum ve tamamen yalnız çıktığım bu yolda destek çıkan herkese büyük minnet duyuyorum..
   
      Vee yerli malı kullanmaya çabalıyorum.İnanın o kadar önemli ki.Biliyorum ne yazık ki hala en iyi telefonu başka ülkeler üretiyor.En iyi makyaj malzemelerini onlar yapıyor ve yurtdışından ithal edilen hep daha kıymetli geliyor.
AMA DEĞİL!
Gün içerinde aslında her alışverişimde yaptığım şeyi yaptım.Almayı düşündüğüm her şeyin nereden geldiğine baktım.Ve hep aynı logoyu aradım:

Bu logoyu çok çok önemsiyorum.Çünkü biliyorum ki eğer ben ülkemde üretilmiş ve türk işçinin ürettiği ürünlerden satın alırsam yine ülkem kazanacak ve belki en iyisini üretmesi için ona fırsat vermiş olacağım.Önemsiz demeyelim.İnanın bir paket yerli  kuruyemiş bile çok önemli.Çünkü  Manisa'da -kadınların çoğunlukta olduğu- işçilerin sabahtan akşama günlüğü 30 liraya üretmek için çalıştığını bizzat biliyorum.Aynı işçinin ne yazık ki ucuz alışveriş imkanı bulduğu için alışveriş yapmak zorunda olduğu market zincirinde de..
....Menşei Amerika olan cevizi tüketmek zorunda kaldığını da biliyorum!
Dünya'nın en güzel yerinde yaşıyoruz.Sizi temin ederim.Deneyimlerime dayanarak söylüyorum.Fransızın reçeli ya da Hollanda,İsviçre peyniri ülkemizden daha değerli ve lezzetli değil!Bu yüzden alışveriş yaparken uluslararası büyük markalar yerine türk markalarına şans verelim.. 

VEE
               Çok okuyalım arkadaşlar..
 Okumayanları,bilinçlenmeye şans bulamamışları da ötekileştirmek yerine anlamaya çalışalım.Aydın,Cumhuriyetçi olduğunu iddia edip yalnızca yabancı hayranlığı duyan,her fırsatta halkı küçümseyen bazı kimselere bakmayın.Fırsatları olduğunda ülkeyi ilk terkedecekler yine onlar zannediyorum.Ve bizleri yeniden ayağa kaldıracak çarşı pazarda gördüğümüz,elleri nasırlaşmış teyzeler,amcalar.Bugün şehit ailelerimize bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız..
Buraya kadar okuduysanız minnetarım:)Yaşadığım,doğduğum yere içtenlikle bağlıyım ve eminim aynı duyguları paylaşıyoruz..O halde ülkesini,Atamızı ve Cumhuriyetimizi çok seven hepimizin CUMHURİYET BAYRAMI kutlu olsun..Daha nice nice 93lere..Sevgilerle..


20 Ekim 2016 Perşembe

KIŞ GELİYOR! 'HAPI YUTMALI' MI?

          Kış mevsimi kapıyı çalalı uzun zaman oldu.Klişe tartışmaların içinde bulduk kendimizi.
Yok grip aşısı vurulmalı mı?Hangi takviyeler alınmalı? gibi gibi bir sürü soru vardı kafamızda..Çünkü hepimiz kıştan korkuyoruz.
YA HASTA OLURSAM?
            Olmayız arkadaşlar.Bunun için bir yığın takviye alıp güzel karaciğerimizi yormamıza da gerek yok.Şöyle ki;her kış faranjit problemi yaşıyor,sıcak iklime alışkın olan vücudum her soğuk yediğinde kesin tepki veriyordu..Buna çözüm arıyordum ki siğil problemim baş gösterdi.İşaret parmağımın üzerindeydi ve çaresi olduğunu ancak ilaçların çare olmadığını da biliyordum.Netten araştırırken İbrahim Saraçoğlu ile karşılaştım.Bir programda siğilin çözümünün PROPOLİS olduğunu söylüyordu.(!Arı ürünlerine alerjiniz yoksa!!)

PROPOLİS Mİ?
              Bende tam bu soruyu sorarken araştırmaya başladım.Zaten arılara ilgim vardı.Öğrendim ki propolis arıların kovanlarını korumak için ve yalıtmak için kullandıkları bir madde.İbrahim Bey suda çözüneni alıp sabah ve akşam suya damlatmamızı ve içmemizi söylüyordu.Aldım ve söylediğinden çok daha fazla yaptım.Arada da siğil üzerine damlattım.İnanın siğil falan kalmadı.Farkettim ki boğazlarım da gayet iyi ve bir süredir hastalanmıyorum.Kış boyunca kullanmaya devam ettim.Benim siğil için karşıma çıkan Propolis hasta olmamı da engelliyordu.Aslında bana çok daha büyük bir iyilik yapmıştı.

        İlk olarak organik pazardan aldığım propolisi kullandım.Organik pazarda sohbet ettiğim kişi propolisi almam üzerine annesinin kanser rahatsızlığından sonra kullandığını söyledi.Araştırmaya devam ettim ve gerçekten de söylenildiği gibi 
*Bağışıklığı güçlendiriyor.
*Faranjit vs boğaz rahatsızlıklarına iyi geliyor.
*Organ hasarlarını gidermeye yardımcı oluyor..gibi gibi bir sürü fayda..
Yukarıdaki şişeyi de güvendiğim başka bir yerden aldım.Bu kış iki şişe kullanırım zannediyorum.
Demem o ki;kışın 'hapı yutmaya' gerek yok.Aradığımız her şey doğada var.Yeter ki biz ona iyi davranalım.Umarım faydalı olur.Sevgiler.

18 Ekim 2016 Salı

AZ İNSAN AZ! HUZUR..

      Günümüz insanının en  büyük problemi ne deseler.Bahsi geçen kişi koca bir şehirde yaşıyorsa cevap yalnızlık olur..
      Kalabalıklar içerisinde yalnızlık hissi,kimsenin 'dost' olmadığından dem vurmak..Hepimizin ortak sorunu bu sanıyorum..
Pekii ,acaba biz ne kadar dostuz?
    Ya da asıl sorun DOST BULAMAMAK mı yoksa DOST OLAMAMAK mı?                                                                          
  İğneyi kendine misali önce kendimden başlıyorum.Şehir hayatına kendimi kaptırdığımdan beri farkettim ki insanlardan öz olarak uzaklaşıyorum.Belki de kendimi koruma şeklim bu.Görüştüğüm kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.Az insan çok huzur felsefesine kaptırmışım gidiyorum.Ama..
  Az insan çok düşünce,fazlaca kaygı,anksiyete nöbetleri demek. Kesinlikle huzur demek değil arkadaşlar.Bunun üzerine çok düşündüm.Çünkü karşılaştığım herkes insanların değiştiğinden yakınıyordu.Bu mutsuz kalabalığın tam da içinde birisi olarak araştırdım ve çok okudum.Bu okumalarım esnasında da bir kitap keşfettim.Şehir hayatından kaçışı antidepresanlarda bulan,'dost bulamayan' biz insanlara yararlı olacağını düşünerek paylaşıyorum.
DR MUTLUHAN İZMİR
        Etrafınızda antidepresan kullanan en az bir kişi vardır ya da belki siz hayatınızın bir döneminde antidepresan kullanmışsınızdır.Bu kitap tam da bundan ve en başta anlattığım durumdan bahsediyor.Sizlerle kitabın küçük bir bölümünü paylaşmak istiyorum.Bakın doktor ne diyor?
     'İnsanlığı,yüzbinlerce yıldır içinde biçimlenmiş olduğu yaşam koşullarından uzaklaştıran yeni yaşam tarzının etkilerini sorgulamak ve ruhsal hastalıkları buna bağlayarak açıklamaya çalışmak uzun,meşakkatli ve TÜKETİME DAYALI günümüz toplumunun yapısında sermayenin işine gelmeyecek bir yoldur.Bunun yerine insanları,''beyninizdeki bir kimyasal sorun nedeniyle yeni yaşam biçimine uyum gösteremiyorsunuz'' diye ikna etmek ve ''bu sorunu giderecek ufak bir ilacımız var '' diyerek onları çözüm sunulduğuna inandırmaya çalışmak daha kolay gibi görünmektedir.
....Günümüzde ASIL SORUN beynimizdeki kimyasal sorun değil de ,başka başka nedenler olabilir.Örneğin RAHATIMIZA OLAN DÜŞKÜNLÜĞÜMÜZ,paylaşmaya yanaşmayan ve BİZİ YALNIZLAŞTIRAN bencil yapımız ,üretim yapan becerikli insan olmaktan uzaklaşarak TÜKETEN bir asalağa dönüşmemiz ve bu asalak ve zayıf yapımızı sevmekte güçlük çekmemiz ,bu nedenle kendimizle kavgalı olmamız ve kendimize yabancılaşmış olmamız..'
  Doktor ağır ifadelerle durumu tanımlamış olabilir.Açıklanan şey şu; yalnızlaşmayı seçen biziz..Bu duruma alışmak içinde beynimizi uyuşturmak zorunda değiliz..
PEKİ NE YAPMALIYIZ?
*Aranmayı beklemeyin.Arayın..
*Gereksiz olduğunu düşünseniz bile insan olduğu için önemseyin.Karşınızdaki konuşurken lütfen telefonunuza 5 dk da olsa bakmayın.(Bunu bizzat tecrübe ettim ;zamanında dedemin hastalığından ve ölümünden konuştuğum anda benden fotoğrafını çekmemi isteyen,bunu sosyal medyaya koymayı düşünen kişiyi bile hoşgörmüşlüğüm var.Bu kadarını isteme hakkım olduğunu düşünüyorum:))
*Ufak hediyeler alın.Düşünüldüğünü bilmek insana gerçekten çok iyi hissettiriyor ve daha sağlam ilişki kurmaya zemin hazırlıyor.
                                                                             *Bunu bana nasıl söyler,bana nasıl kızar ya da öfkelenir demeyin.Karşınızdakinin de en az sizin kadar kızmaya,öfkelenmeye hakkı var.Çünkü en az sizin kadar insan!
*Size zamanında yardım etmemiş olanı da affedin.İnanın kırılmamak ve üzerinde durmamak insana inanılmaz iyi hissettiriyor.Ve başkasında bir şeyleri hoşgörebilmek zamanı gelince bize de hata yapma ve affedilme şansı tanıyor..
       Demem o ki,anahtar kelime hoşgörü..Günümüzde sosyal medyada çılgınca daha iyi insan olmamız için söylenmiş bir yığın Mevlana sözü okuyorsunuzdur.Bu şekilde daha iyi insan olmaya ihtiyacı olan 'diğer' insanlara ders vermeye çalışan bir yığın insan.Pekii Hoşgörü denince akla gelen isim Mevlana o kadar sözü ;biz adam olalım diye mi, yoksa başkalarını 'sosyal medya ' aracılığıyla adam edelim diye mi söylemiş?
Çokça düşünmek gerek..Sevgiler..

9 Ekim 2016 Pazar

MİNİMALİSTİN YALNIZCA İKİ DOĞAL ÜRÜNLE EV TEMİZLİĞİ..

Çalışan,ev hanımı ya da öğrenci..Bunlardan hangisiyseniz evinizde yardımcınız dahi olsa en az birkaç kez yaşadığınız alanı temizlemek zorunda kalmışsınızdır..

 
HERHALDE!
    Ben de kaldım tabii ki.Ama çalışan birisi olarak küçük evimin temizliğine hiçbir zaman tam olarak  yetişemedim ve yardım almaya karar verdim.Yalnız iki ayrı seferde de yardıma gelen kişinin temizlik anlayışı benimle uyuşmadığı ya da bu konuda fazla seçici olduğum için yardım alma fikrini bir kenara ittim.Ve uzun zamandır kendi temizliğimi kendim yapıyorum.Evim küçük olduğu, sistemimi oturttuğum için de çokta zorlanmıyorum.
 
 Peki önceden neden yetişemiyor ve hemen hemen her büyük temizlik öncesi alışverişe çıkmak zorunda kalıyordum?Her alanın temizleycisi ayrı sanıyordum ve her biri için ayrı ayrı ürünler satın alıyordum? Çünkü reklamlar bunu söylüyordu..Ahşap temizleyici,çiçek kokulu yer temizleyicisi,ocak için ovma kremi,fayans parlatıcı..Gerçekten 'temiz' olmak için bunlara ihtiyaç vardı çünkü!
.
SÜRÜSÜNE BEREKET!
Evimizi temizlemek için almak 'zorunda' olduğumuz kimyasallara ve onlara harcanan plastiklere bir bakın.Onlarca kutu..Çevreye defalarca verilen zarar..Pekii minimalizme gönül vermiş ben, temizlik için nelere ihtiyaç duyuyorum,-reklamda söylenenleri elimin tersiyle itip- nasıl bu kadar az ürünle bu kadar güzel sonuç alıyorum?Ve nasıl daha az plastik harcıyorum?
Şöyle ki;
Kullandığım yalnızca iki ürün var:
KARBONAT
VEE
SİRKE
Evet yalnızca 2 ürünle ..
Öncelikle mutfak;
*Ocak ve mikrodalga temizliği için karbonat ve sirkeyi karıştırıyorum.Sonrasında bezle güzelce silip,ıslak bezle de son kez karbonat ve sirkeden de arındırıyorum.Leke ne olursa olsun inanın başka bir ürüne ihtiyaç duymayacaksınız.Lavabonun içini de aynı karışımla güzelce temizliyorum.Eğer elde temizlenmesi gereken tencere varsa da lekeye aynısını uyguluyorum.
*Yer temizliği için sirkeli su hazırlıyorum.Sirkenin aynı zamanda kötü enerjiyi aldığına inanıyorum.(Sahte çiçek kokulu kimyasallardan daha iyi enerji verdiği kesin)Yerleri de onunla sildikten sonra toz alma kısmına geçiyorum.Eski bir camsil şişesine doldurduğum 1/8 oranında sirke ve su karışımıyla toz alıyorum.
*Duş ve lavabo için de aynısını yazacağım.
Pekii sirke kokmuyor mu?Sirkenin kokusu var evet ama kalıcı değil yalnızca temizleyici..En önemlisi de yenebilen bir ürünle temizlik yapabiliyoruz.Bu demek oluyor ki sağlığa tamamen zararsız..(Plastik kutudaki hiçbir temizlik ürününün tadına bakabildiğimi hatırlamıyorum:)
   Demem o ki,daha az ürün tüketelim,daha az kimyasal kullanalım,daha az plastik harcayalım.Çünkü doğanın fazla bir atığı daha kaldıracak durumu yok.Görüyorsunuz ekim ayının ortalarına gelmemize rağmen ihtiyacımız olan yağmur yağmadı ve sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde..O zaman daha az atık için şimdi bir yerden başlamalı..
Sevgiler..


7 Ekim 2016 Cuma

İYİ HİSSETMEK İSTİYORUM!

Nefes almak ve yorgunluğumu atmak için kitabımı ve suyumu alıp bahçeye çıktım.Evet doğru okunuz su yazdım.Çünkü benim için uzun zamandır kitap,dergi ve filmin yanına gelecek kelime kahve değil,su.Ama nasıl su?
ZENCEFİLLİ(taze) ve LİMONLU SU..
  Su içmeyi seven birisi olarak her zaman sularımı daha keyifli hale getiririm.Yeşil elma,limon,tarçın,zencefil..Bu okuma seansı sırasında ara verip konuştuğum canı çok sıkkın olan arkadaşıma iyi hissetmesi için  birkaç öneride bulundum.'Ne yapmalıyım?'a cevap ,zamanında kendi zor zamanlarımda ne yaptığımdı ve o zamanları hatırladım..
Şimdi,zor zamanlar geçirmiş birisi daha iyi hissetmek için ne yaptı?Onu yazacağım.
Bu 10 madde halinde ve uzun uzun olmayacak.Çok kısa..
BEYNİME İYİ DAVRANMAK!!
Nasıl mı?
Şöyle ki, zamanında kayıplar yaşadığım ve şehirde,işte boğulduğum dönemde arayışa girdim.Yüzmek mi?Spor mu?Ne bana daha iyi hissettirecekti aradım durdum.Sporun yeri tartışılamaz ama ben size başlangıç için klişe biliyorum ama;
*Dışarıya çıkmayı tavsiye edeceğim.Ben öyle yaptım.Canımın en istemediği zamanlarda özellikle ve zorla dışarı çıktım.Baktım ki bu dışarı çıkmak alışveriş rutinime dönüşmüş.Sadece anahtarlarımı alıp çıktım.Cüzdan yok,en önemlisi TELEFON yok.Birkaç ağaç görme şansınız varsa  lütfen 10 dk da olsa yürüyün.
*En önemli adıma geleceğim şimdi.Tatlıyı sona saklayamayacağım yani:)
OMEGA 3/BALIK YAĞI
İnsan beyni için Omega 3 ne demek teker teker sıralamayacağım.Size kullanmaya başladıktan çok sonra izlediğim  belgeseli tavsiye edeceğim.

İNSAN BEYNİ(Human Mind)
Eğer tamamını izlemek istemiyorsanız Omega 3le ilgili kısmı 9.dkdan sonra başlıyor..
Omega 3 ü düzenli kullanarak (doktorunuza danışın ben öyle yaptım en başta)emin olun daha iyi hissedeceksiniz.Plasebo etkisi mi derseniz,ben salt iyi hissetirir amacıyla kullanmaya başlamadım.Yalnızca bana böyle yorgun,halsiz,isteksiz hissettiren ve 'vücudumun küçük bir kısmını oluşturup tamamını yöneten beynim için ne yapabilirim'den yola çıkıp almıştım.Sonuç inanın bana iyi oldu.Besinini alan beynim de bana iyi davrandı..
Peki asıl ve en çok alınan soru.Kilo aldırıyor  mu?Bu soruyu beni görseniz eminim sormazdınız.Çünkü kilom boyumdan 17 birim daha az.Nasıl kilo almıyorumu ayrıca yazarım..
Pekii her Omega 3 kullanılır mı?
HAYIR!
Özellikle marka ismi vermedim ki yanlış anlaşılmasın.Ama ben ,yaklaşık 60 tanesine 75 tl ödüyorum.İnanın çok değil.Bu güne kadar dışarıda tükettiğiniz yemeklere ne kadar para akıttığınızı düşünün..
Peki alırken nelere dikkat ediyorum?
                   *Metallerden arındırılmış olmasına,bundan emin olmak için de IFOS sertifikası almış olmasına(IFOS:İnternational Fish Oil Standarts.Omega3 ürünlerinin güvenilirliğini denetleyen Kanadalı bağımsız kuruluş.)
*Domuz ürünleri tüketmediğim için balık jelatini kullanılmış olmasına..Ayrıca bal ve yoğurt tüketeceğim zamanlarda kullanmamaya tabii ki:)
Bunların yanında bana o dönemde çok iyi gelen kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.
DR. DAVID BURNS-İYİ HİSSETMEK
Lütfen yılmadan, doktorun önerdiği alıştırmaları yapın.Eğer kaygılı ve stresli bir hayatınız varsa resimdeki gibi yeşilin yanında 'İyi Hissetmek' eminim İYİ HİSSETTİRECEKTİR.Sevgiler..

23 Eylül 2016 Cuma

TÜRK KAHVESİ'NİN YERİNE AMERİCANO MU??

     Macera dolu Amerika..
     Bu klişeye inanmayın arkadaşlar.Amerika macera değil ama sonradan amerikalı olmuş bir sürü Pakistanlı,Hintli,Meksikalılarla falan dolu.Pasaporttan itibaren hissettirdiği tek şey sanki onlar  3. dünya ülkelerinden gelmemiş ,sonradan 'Amerikalı' olmamış gibi 3. dünya ülkelerinden gelmiş bizlere' gelmeseydiniz daha iyi olurmuş' hissiyatı..Ne kadar ironik değil mi?
CENTRAL PARK  ESKİ  GEZİMDEN..
     Herneyse..Amerika'ya ilk gittiğimde hamburgerlerine bayılmış,koca koca menülerine çok şaşırmıştım.Ama senelerce gide gele anladım bu insanlar bunun için burda.TÜKETMEK..Daha da çok TÜKETMEK.Amerika'ya para kazanmak için ülkelerinden,doğdukları yerden kopup gelmiş insanlar yine Amerika için bol bol harcama yapmak zorundalar.Her şey;reklamlar,markalar,filmler,diziler insanları buna mecbur ediyor.İnsanların ayılmak için kahveye,daha doyurucu beslenmek için hamburgere 'ihtiyaçları' var..
OTURMAYA MI GELDİK CANIM?
HARCAYIN!!
Şimdi Amerikalılar bize aynı şeyi ülkemizde de söylüyor.
   HARCA!!
Eskiden evlerde komşularla içilen Türk Kahvelerinin yerini;Starbucksta, yalnız ,bilgisayar başında ,plastik kaplarda içilen kahveler alıyor.
Ya da evde uğraşılarak yapılan türk kahvesiyle 9-10 liraya alınmış,sadece maddi değeri olan kahveler bir tutuluyor.
OLMAZ arkadaşlar.Biz bu kadar olamayız.Starbucksa gitmeyelim demiyorum.Ama bu -gösterildiği gibi- bizim ihtiyacımız haline gelmesin.Ben bir bardak kahve içicem diye plastik kabım yeryüzüne binlerce sene zarar vermesin..
En azından elimizden gelenin en iyisini yapalım.Ben de çalıştım ve taa Amerika'ya yanımda şu güzellikle gittim.
CAM ŞİŞE CANDIR;)
   Cam şişe..İnanın annemin bana güzel hediyesini Amerika'ya bile götürdüm.Az da olsa daha az plastik çöpün çıkmasına sebep oldum..
   Vee alışveriş..
   Bir amerika seyahatinin olmazsa olmazı..Tabii ki yaptım ama sadece şunu aldım.
SOLDAKİ TERMOS,SAĞDAKİ KADİM DOSTUM CAM ŞİŞEM..
İçecek termosu..Onu da annem ve babama şehirler arası yolculuklarda kendi içeceklerini içmeleri için hediye aldım..Kendileri 60 kuşağından oldukları için henüz Starbucks ihtiyaçları yok:)Demem o ki kahvemiz olsun;süslü püslü marka giyinip starbucksta yalnız değil,sevdiklerimize diz yapmış pijamalarımızla ikram edebileceğimiz.Özenle seçtiğimiz senelerce bize eşlik edecek porselenlerde,tek kullanımlık kalitesiz plastiklerde değil..Size şimdiden AFİYET OLSUN:)

18 Eylül 2016 Pazar

HAYDİ!! CİLT BAKIMI YAPIYORUZ.

  Şimdii..
 HAYDİ BAKIMA diye bir başlık okusam ilk beklentim minimum 8-10 tane,renk renk, mucizevi güzellik vaat eden ürün görmek olurdu.Bildiğimiz gibi YOUTUBERlar da her ay;renkli plastik şişelerde, içinde bir sürü kimyasal olan ürünleri aman canım şöyle cildime iyi geldi,böyle yumuşattı diye ballandıra ballandıra anlatıyorlar.Sonra aaa bir bakıyoruz ki bunları anlatan hanım kızlarımız yine YOUTUBE da bir başka 'çok işe yarar' kimyasalın reklam yüzü oluvermiş.Bu videoları izledikten sonra insanın aklından geçen ilk şey ister istemez almazsam güzelleşemem fikri ki onlarda zaten bunu istiyor.Ama ben size farklı şeyler söylüyor olacağım.Sürekli alışveriş yapmak zorunda değilsiniz.Arkadaşlar onların tabiriyle 'hayat kurtaran ürünlere ' İHTİYACIMIZ YOK!!.Cildimiz 'hayat kurtaran ' ürünler olmadan da siyah noktasız,canlı görünebilir.
NASIL YANİ?
   Yaniii.Şimdi sizlere her ay favorisi değişmeyen bir MİNİMALİSTİN BAKIMI'ndan bahsedicem.Az bir makyajla fondotensiz gayette beni memnun eden cildime uyguladığım ürün mü dersiniz ne dersiniz siz seçin :) onları anlatıyor olacağım ve eminim sizde benim gibi çook memnun kalacaksınız.
Ocak,Şubat,Mart,Nİsan,Mayıs.... FAVORİLERİM:)
 12 Ayın favorisini anlatıcaz.Kolay değil.Hemen başlayalım:)
     *Sağdaki Defne sabunu (*doğal) bununla cildimi yıkıyorum.Ama sabun bu kurutmaz mı diyebilirsiniz onun içinde soldakini kullanıyorum.Soldakine gelicem.Defne sabunundan bahsedeyim.Ben defne sabununu çokça alıp sıvı el sabunumu kendim hazırlıyorum.Bulaşık makinesi deterjanımı kendim yapıyorum.Evde doğru düzgün duran ve zamanı gerçekten olmayan birisi olarak ben bile bunları yapabiliyorsam,normal bir türk genci neler başarabilir siz düşünün:)Ve tabii ne kadar az plastik harcadığımı da..
      **Ortadaki Hindistan cevizi yağı.Ben yurtdışından almıştım.20 tlye karşılık geliyordu.Türkiye'de de her yerde bulunuyor.45 tl olması lazım ama inanın değer.Çünkü hem makyajımı bununla temizliyorum,hem kol altı  roll on olarak görev görüyor hem de kaş ve kirpiklerime kullanıyorum.Saça nasıl iyi geldiğini artık bilmeyen yoktur heralde.Yazmıyorum bile..
       ***Son olarakta soldaki kayısı çekirdeği yağım.Uzun zamandır cilt nemlendiricisi olarak kullanıyorum.Nete bir yazın inanın faydaları sizi de cezbedicek.Yağ cilde direkt sürülür mü diyenlere hep söylediğim şey.'Sen çamaşır suyu gibi kimyasalı temizlesin diye cildine direkt sürmüş olmuyor musun?'(Eğer cildim çok yağlı,sivilceli diyorsanız çay ağacı yağını da kullanabilirsiniz.Ben arifoğlundan soğuk sıkım almıştım.)
    İşte bu kadar kolay..
  O zaman YOUTUBERlar gibi kapatalım:)Benim cilt bakım rutinim bu.Beğendiyseniz blogumu takıbe almak zorunda değilsiniz.Ama lütfen daha az plastik harcayın.Hepimiz ama önce kendi geleceğiniz için.Görüşmek üzere..

17 Eylül 2016 Cumartesi

1 LİRA BORÇ VERİR MİSİN?

           Vermez.
           İnanın şu yukarıda yazan cümleyi sokaktan geçen herhangi birine söyleyemeyiz.Ya da en çok gittiğimiz o mağazada kasiyere 1 lira eksik ödeyebilir miyim? diyemeyiz.Defalarca liralarımızı düşünmeden harcadığımız yerde 1 liralık değerimiz olmaz.Yani 1 lira bile bazen çok önemlidir.
           Bu yüzden şimdi bir savurgan nasıl para biriktirdi onu yazacağım.O zaman en başa dönelim.Çalışmaya küçük yaşlarda başlamış ben,öncelikle tabii ki sigarayla tanıştım.Öğrenciyken zaten şahane olmayan maddi durumum sigaranın cebime attığı tekmelerle daha da çelimsiz hale geliyordu.Annemin dediği gibi 'Allah mum yakana mum,gaz yakana gaz verirmiş.'Ben de şans bu ya üniversiteden çıkmadan iş buldum ve kendi paramı kazanmaya başladım.İşin ilk 2 senesinden sonra sigarayı bıraktım.(Nasıl'ı daha sonra yazarım.Emin olun zor olmadı.:)

Ee evet kazanıyordum ama harcamalarımda bir o kadar şuursuzdu.Kredi kartım ağzına kadar doluydu ve ay sonunda esnek hesap limitim tamamen kullanılmış oluyordu.O zamanlar taksit sayısında sınırlama yoktu ve İtalya tatili için yaklaşık 12 ay kredi kartıma ödeme yaptım.Bir süre bu şuursuzlukta devam ettim.Taa ki ben 4. senemi bitirene ve çok sevdiğim kitap okuma alışkanlığım elimden tutana kadar..
ÖZLEM DENİZMEN bir televizyon programında karşıma çıktı.Harcama alışkanlıklarını anlatıyordu ve sunucu kadın elinde onun kitabını tutuyordu.Her zamanki gibi not aldım tabii.

EVET kitap söylediği gibi cebimde mucize yarattı.Çok etkilenmiştim.Hap çözümlere çok inanmam ama bu kitap bana ilaç gibi geldi o kesin..Şimdi size nasıl para biriktirdiğimi alt başlıklar olarak yazacağım.
*İlk iş giderlerimi yazdım.Ailemden ayrı yaşıyordum.Aidat ücreti,sonradan canımı sıkacak olan ev sahibime ödediğim kira,elektrik,su vs.
*İkinci olarak Özlem Denizmen'in dediği gibi kaçakları saptadım.Örneğin;Telefon faturam 120 lira kadar geliyordu.(sanırsın CEO'yum 120 Tl fatura neyse)Operatörümü değiştirdim ve şu an iki katı internete toplamında 59 tl ödüyorum.Yarı yarıya resmen.
*Kredi kartı borçlarımı inceledim.Neredeyse yaptığım 40 liralık harcamayı 4 aya böldürecek kafayı nasıl yaşamışım hala anlayamıyorum.Ve taksiti yasakladım.İnanın maaşla alakası yok.Bir kişi asgari ücret bile alsa 1.200 tl.Onun 100 lirasını biriktirse sene sonunda 1.200 lira ikramiye kimin hoşuna gitmez!
*Esnek hesap limitimi kaldırdım.Bir sonraki aya borçsuz girmek şahane bir duyguymuş.Sizi temin ederim.
*Vee mutfak..Yemek yapmayı sevmeyen birisi olarak tabii ki her öğünüm kah dışarıda kah abur cuburla geçiştiriliyordu:)Yemek yapmaya başladım.Emin olun zor değilmiş.Nefis yemek tarifleri diye bir uygulama indirdim ve bir elimde telefon,bir diğerinde kaşık yemek yapmayı öğrendim.Cebime ve vücuduma en büyük iyilik mutfak kısmı oldu sanırım.
*Ne yazık ki nakit para taşımaya ya da harcadıklarımı yazmaya hevesli olmayan ben bir karar aldım.Her harcamamı Atm kartımdan yapıyordum.Ay sonunda mobil uygulamamdan bakarak yaptığım harcamaları yazdım.Neye ne kadar gidiyor somut görmüş olmak ciddi anlamda destek oldu.
*EN ÖNEMLİSİ ay sonunda kalanı değil,ay başında geleni kenara attım.Ay sonunda arttırmak olayı yalan arkadaşlar.Ay başında gelen paradan kenara atarsanız muhakkak diğer aya artıda girmiş oluyorsunuz!
        Şu yazdıklarım sihirli değnekle olmadı.Tüm borçlarımdan kurtulmak 6-8 ayımı aldı.Ve şu an mevcut durumda kredi kartı kullanmıyorum(Başkası söylese inanmazdım ama kredi kartı olmadan yaşanıyormuş:)),Esnek hesap limitim yok.VEE kira değil ev kredisi ödüyorum..ÖZLEM DENİZMEN'in söylediği gibi iki aylık kredi miktarımı da kenarda tutuyorum.Yaşam tarzımı değiştirmek,ufak dokunuşlar hem -küçükte olsa- ev sahibi olmama sebep oldu.Hem de boşuna çalısıyorum hissinden çok çok uzaktayım..Ve yardımcı olmak istediğim başka insanların maddi olarakta yanında -borçsuz- olabiliyorum..Bir ucundan sizde başlayın derim.İnanın hiç zor olmayacak..

16 Eylül 2016 Cuma

GÜNAH ÇIKARTALIM MI?

Alışveriş sevmeyen yoktur.
Amaa hem minimalizme gönül vermiş hem de şuursuzca alışveriş yaparım diyorsan.Bu abdestsiz namaz kılmak olur.Ayın 22 günü minimum makyaj yapmamı,bakımlı olmamı gerektirecek bir işte çalışıyorum.Buna rağmen herkes deli gibi makyaj malzemesi alırken 4 senedir kullandığım tek far şu:

Tek far fırçası kayıp olan farımın halinden anlaşılacağı üzere beni kullanma diye bağırıyor;) Tabii bende sevgili, biricik farımı dinleyerek,artık az daha renklendirmek istediğim makyajım için yeni bir far aldım.İnanın alışverişi minimumda tutan benim için kolay olmadı ve aldım.
En sık yapılan hataya düşerek.Düşünmeden!Çünkü söylenildiği gibi The balm/Balsamı'nin (evet çok fazla renk seçeneği var)
gerçekten pigmentasyonu çok kötü.Aydınlatıcısının yanından bile geçmiyor.Rengi ortaya çıkarmak için uzuun uzun sürmek gerekiyor.Ama kullanacak mıyım?Tabii ki EVET.
Çünkü en azından okuduğuma göre bu firma hayvanlar üzerinde deney yapmıyor ve kullandığım her malzemenin doğaya geri dönüşünü düşünen ben seçimimin sonucuna da katlanacağım.
'Amaan nelere takılıyorsun' diyebilirsin.Haklısın.Yalnız 2050'de denizlerde balıktan çok plastik olacağı gerçeği ortada kapkara dururken hepimizin bu tür şeylere takılması gerektiğini düşünüyorum.
Ayrıca bundan sonra 'ihtiyacım' olan herhangi bir şeyde ilk olarak Türk markalarına şans vermeyi planlıyorum.Bir sonraki alışverişim de 4 sene sürmezse sonucunu size yazarım:)

14 Eylül 2016 Çarşamba

Ne Olursan Ol HARCA! #dahamutlu

Alışveriş.

Herhalde yıl 2016 olmuşken,reklamlar bangır bangır HARCA ki mutlu olasın diye bağırırken.Hepimiz tercihinin çok dışında 'mutlu olmak için' harcıyor da harcıyoruz.Daha çok harcayabilmek için daha da çok çalışıyoruz.
Peki NEDEN?
Reklamları alık alık seyredenlerden değilim.İzlediğim her şeyi sorgulama eğilimindeyim.Çok şükür!Mesela sadece ellerim bir tık daha yumuşak olsun diye içinde elli tane kimyasal olan kremi neden kullanmak zorundayım?Ya da senelerdir içinde aynı şey olan kola şirketleri sadece 'şişeyi değiştirerek' nasıl ayakta kalabiliyor!!
REKLAM  HER ŞEYDİR!
Mutlu olmak için kola içmek,uyanmak için de kahve şart değil! İnanın tek başına su hepimize yeter:) Tabii ki reklamcılar ve şirketler aynı fikirde değil.Bizim birileri daha çok kazansın diye daha çok harcamaya,daha çok harcamak için daha da fazla çalışmaya ihtiyacımız var..
Peki bu kadar çok çalışmak zorunda kalan şehirli insanın,bizlerin ortak şikayeti ne?Çok çalışmak,stres,mutsuzluk..


Bu kısır döngünün içinde dönüp duran bize demem o ki; Ne olursan ol,NE OLURSUN HARCAMA.Önce kendini..