28 Ekim 2016 Cuma

CUMHURİYET'İ SEVMEK YALNIZCA ATATÜRK FOTOĞRAFI PAYLAŞMAK MI DEMEK?

   
   İçimde büyük bir sevinç.Her sene aynı gururla şükrederek yaşıyorum.Yaşadığım toprakların güzelliğine ve bu güzelliği yaşamamı sağlayan herkese minnettarım.Çoğu kimsenin aksine 'fırsatını' bulunca yurtdışına kaçmayı düşünmüyorum.Çünkü zamanında bir büyük dedem Uşakta,bir diğeri de Bulgaristan'da düşmanla savaşmış..Dedelerim,dedelerimiz hayatlarını ortaya koymuş,senelerce Bulgaristan'da esir hayatı yaşamış.Ne için?
         Vatanın selameti ve çocuklarının,bizim geleceğimiz için.Peki Cumhuriyeti seven bizler ülkemiz için ne yapıyoruz?
          Çoğunlukla kendimden de bildiğim üzere ŞİKAYET EDİYORUZ!
       Mütemadiyen her şeyden,herkesten.Bu şikayetler(imden) bunaldığım günlerden birisinde düşündüm.Ben ülkem için ne yapabilirdim?Onca şey arasından ülkemi temiz tutma ve nefes alma kısmını seçtim.Çok küçük bir adım olduğunun farkındayım ama yazdıklarımla ülkemin temiz,nefes alınabilir cennet olarak kalması için-kendi çapımda,çok çok küçükte olsa- dikkat çekmeye çalışıyorum ve tamamen yalnız çıktığım bu yolda destek çıkan herkese büyük minnet duyuyorum..
   
      Vee yerli malı kullanmaya çabalıyorum.İnanın o kadar önemli ki.Biliyorum ne yazık ki hala en iyi telefonu başka ülkeler üretiyor.En iyi makyaj malzemelerini onlar yapıyor ve yurtdışından ithal edilen hep daha kıymetli geliyor.
AMA DEĞİL!
Gün içerinde aslında her alışverişimde yaptığım şeyi yaptım.Almayı düşündüğüm her şeyin nereden geldiğine baktım.Ve hep aynı logoyu aradım:

Bu logoyu çok çok önemsiyorum.Çünkü biliyorum ki eğer ben ülkemde üretilmiş ve türk işçinin ürettiği ürünlerden satın alırsam yine ülkem kazanacak ve belki en iyisini üretmesi için ona fırsat vermiş olacağım.Önemsiz demeyelim.İnanın bir paket yerli  kuruyemiş bile çok önemli.Çünkü  Manisa'da -kadınların çoğunlukta olduğu- işçilerin sabahtan akşama günlüğü 30 liraya üretmek için çalıştığını bizzat biliyorum.Aynı işçinin ne yazık ki ucuz alışveriş imkanı bulduğu için alışveriş yapmak zorunda olduğu market zincirinde de..
....Menşei Amerika olan cevizi tüketmek zorunda kaldığını da biliyorum!
Dünya'nın en güzel yerinde yaşıyoruz.Sizi temin ederim.Deneyimlerime dayanarak söylüyorum.Fransızın reçeli ya da Hollanda,İsviçre peyniri ülkemizden daha değerli ve lezzetli değil!Bu yüzden alışveriş yaparken uluslararası büyük markalar yerine türk markalarına şans verelim.. 

VEE
               Çok okuyalım arkadaşlar..
 Okumayanları,bilinçlenmeye şans bulamamışları da ötekileştirmek yerine anlamaya çalışalım.Aydın,Cumhuriyetçi olduğunu iddia edip yalnızca yabancı hayranlığı duyan,her fırsatta halkı küçümseyen bazı kimselere bakmayın.Fırsatları olduğunda ülkeyi ilk terkedecekler yine onlar zannediyorum.Ve bizleri yeniden ayağa kaldıracak çarşı pazarda gördüğümüz,elleri nasırlaşmış teyzeler,amcalar.Bugün şehit ailelerimize bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız..
Buraya kadar okuduysanız minnetarım:)Yaşadığım,doğduğum yere içtenlikle bağlıyım ve eminim aynı duyguları paylaşıyoruz..O halde ülkesini,Atamızı ve Cumhuriyetimizi çok seven hepimizin CUMHURİYET BAYRAMI kutlu olsun..Daha nice nice 93lere..Sevgilerle..


20 Ekim 2016 Perşembe

KIŞ GELİYOR! 'HAPI YUTMALI' MI?

          Kış mevsimi kapıyı çalalı uzun zaman oldu.Klişe tartışmaların içinde bulduk kendimizi.
Yok grip aşısı vurulmalı mı?Hangi takviyeler alınmalı? gibi gibi bir sürü soru vardı kafamızda..Çünkü hepimiz kıştan korkuyoruz.
YA HASTA OLURSAM?
            Olmayız arkadaşlar.Bunun için bir yığın takviye alıp güzel karaciğerimizi yormamıza da gerek yok.Şöyle ki;her kış faranjit problemi yaşıyor,sıcak iklime alışkın olan vücudum her soğuk yediğinde kesin tepki veriyordu..Buna çözüm arıyordum ki siğil problemim baş gösterdi.İşaret parmağımın üzerindeydi ve çaresi olduğunu ancak ilaçların çare olmadığını da biliyordum.Netten araştırırken İbrahim Saraçoğlu ile karşılaştım.Bir programda siğilin çözümünün PROPOLİS olduğunu söylüyordu.(!Arı ürünlerine alerjiniz yoksa!!)

PROPOLİS Mİ?
              Bende tam bu soruyu sorarken araştırmaya başladım.Zaten arılara ilgim vardı.Öğrendim ki propolis arıların kovanlarını korumak için ve yalıtmak için kullandıkları bir madde.İbrahim Bey suda çözüneni alıp sabah ve akşam suya damlatmamızı ve içmemizi söylüyordu.Aldım ve söylediğinden çok daha fazla yaptım.Arada da siğil üzerine damlattım.İnanın siğil falan kalmadı.Farkettim ki boğazlarım da gayet iyi ve bir süredir hastalanmıyorum.Kış boyunca kullanmaya devam ettim.Benim siğil için karşıma çıkan Propolis hasta olmamı da engelliyordu.Aslında bana çok daha büyük bir iyilik yapmıştı.

        İlk olarak organik pazardan aldığım propolisi kullandım.Organik pazarda sohbet ettiğim kişi propolisi almam üzerine annesinin kanser rahatsızlığından sonra kullandığını söyledi.Araştırmaya devam ettim ve gerçekten de söylenildiği gibi 
*Bağışıklığı güçlendiriyor.
*Faranjit vs boğaz rahatsızlıklarına iyi geliyor.
*Organ hasarlarını gidermeye yardımcı oluyor..gibi gibi bir sürü fayda..
Yukarıdaki şişeyi de güvendiğim başka bir yerden aldım.Bu kış iki şişe kullanırım zannediyorum.
Demem o ki;kışın 'hapı yutmaya' gerek yok.Aradığımız her şey doğada var.Yeter ki biz ona iyi davranalım.Umarım faydalı olur.Sevgiler.

18 Ekim 2016 Salı

AZ İNSAN AZ! HUZUR..

      Günümüz insanının en  büyük problemi ne deseler.Bahsi geçen kişi koca bir şehirde yaşıyorsa cevap yalnızlık olur..
      Kalabalıklar içerisinde yalnızlık hissi,kimsenin 'dost' olmadığından dem vurmak..Hepimizin ortak sorunu bu sanıyorum..
Pekii ,acaba biz ne kadar dostuz?
    Ya da asıl sorun DOST BULAMAMAK mı yoksa DOST OLAMAMAK mı?                                                                          
  İğneyi kendine misali önce kendimden başlıyorum.Şehir hayatına kendimi kaptırdığımdan beri farkettim ki insanlardan öz olarak uzaklaşıyorum.Belki de kendimi koruma şeklim bu.Görüştüğüm kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.Az insan çok huzur felsefesine kaptırmışım gidiyorum.Ama..
  Az insan çok düşünce,fazlaca kaygı,anksiyete nöbetleri demek. Kesinlikle huzur demek değil arkadaşlar.Bunun üzerine çok düşündüm.Çünkü karşılaştığım herkes insanların değiştiğinden yakınıyordu.Bu mutsuz kalabalığın tam da içinde birisi olarak araştırdım ve çok okudum.Bu okumalarım esnasında da bir kitap keşfettim.Şehir hayatından kaçışı antidepresanlarda bulan,'dost bulamayan' biz insanlara yararlı olacağını düşünerek paylaşıyorum.
DR MUTLUHAN İZMİR
        Etrafınızda antidepresan kullanan en az bir kişi vardır ya da belki siz hayatınızın bir döneminde antidepresan kullanmışsınızdır.Bu kitap tam da bundan ve en başta anlattığım durumdan bahsediyor.Sizlerle kitabın küçük bir bölümünü paylaşmak istiyorum.Bakın doktor ne diyor?
     'İnsanlığı,yüzbinlerce yıldır içinde biçimlenmiş olduğu yaşam koşullarından uzaklaştıran yeni yaşam tarzının etkilerini sorgulamak ve ruhsal hastalıkları buna bağlayarak açıklamaya çalışmak uzun,meşakkatli ve TÜKETİME DAYALI günümüz toplumunun yapısında sermayenin işine gelmeyecek bir yoldur.Bunun yerine insanları,''beyninizdeki bir kimyasal sorun nedeniyle yeni yaşam biçimine uyum gösteremiyorsunuz'' diye ikna etmek ve ''bu sorunu giderecek ufak bir ilacımız var '' diyerek onları çözüm sunulduğuna inandırmaya çalışmak daha kolay gibi görünmektedir.
....Günümüzde ASIL SORUN beynimizdeki kimyasal sorun değil de ,başka başka nedenler olabilir.Örneğin RAHATIMIZA OLAN DÜŞKÜNLÜĞÜMÜZ,paylaşmaya yanaşmayan ve BİZİ YALNIZLAŞTIRAN bencil yapımız ,üretim yapan becerikli insan olmaktan uzaklaşarak TÜKETEN bir asalağa dönüşmemiz ve bu asalak ve zayıf yapımızı sevmekte güçlük çekmemiz ,bu nedenle kendimizle kavgalı olmamız ve kendimize yabancılaşmış olmamız..'
  Doktor ağır ifadelerle durumu tanımlamış olabilir.Açıklanan şey şu; yalnızlaşmayı seçen biziz..Bu duruma alışmak içinde beynimizi uyuşturmak zorunda değiliz..
PEKİ NE YAPMALIYIZ?
*Aranmayı beklemeyin.Arayın..
*Gereksiz olduğunu düşünseniz bile insan olduğu için önemseyin.Karşınızdaki konuşurken lütfen telefonunuza 5 dk da olsa bakmayın.(Bunu bizzat tecrübe ettim ;zamanında dedemin hastalığından ve ölümünden konuştuğum anda benden fotoğrafını çekmemi isteyen,bunu sosyal medyaya koymayı düşünen kişiyi bile hoşgörmüşlüğüm var.Bu kadarını isteme hakkım olduğunu düşünüyorum:))
*Ufak hediyeler alın.Düşünüldüğünü bilmek insana gerçekten çok iyi hissettiriyor ve daha sağlam ilişki kurmaya zemin hazırlıyor.
                                                                             *Bunu bana nasıl söyler,bana nasıl kızar ya da öfkelenir demeyin.Karşınızdakinin de en az sizin kadar kızmaya,öfkelenmeye hakkı var.Çünkü en az sizin kadar insan!
*Size zamanında yardım etmemiş olanı da affedin.İnanın kırılmamak ve üzerinde durmamak insana inanılmaz iyi hissettiriyor.Ve başkasında bir şeyleri hoşgörebilmek zamanı gelince bize de hata yapma ve affedilme şansı tanıyor..
       Demem o ki,anahtar kelime hoşgörü..Günümüzde sosyal medyada çılgınca daha iyi insan olmamız için söylenmiş bir yığın Mevlana sözü okuyorsunuzdur.Bu şekilde daha iyi insan olmaya ihtiyacı olan 'diğer' insanlara ders vermeye çalışan bir yığın insan.Pekii Hoşgörü denince akla gelen isim Mevlana o kadar sözü ;biz adam olalım diye mi, yoksa başkalarını 'sosyal medya ' aracılığıyla adam edelim diye mi söylemiş?
Çokça düşünmek gerek..Sevgiler..

9 Ekim 2016 Pazar

MİNİMALİSTİN YALNIZCA İKİ DOĞAL ÜRÜNLE EV TEMİZLİĞİ..

Çalışan,ev hanımı ya da öğrenci..Bunlardan hangisiyseniz evinizde yardımcınız dahi olsa en az birkaç kez yaşadığınız alanı temizlemek zorunda kalmışsınızdır..

 
HERHALDE!
    Ben de kaldım tabii ki.Ama çalışan birisi olarak küçük evimin temizliğine hiçbir zaman tam olarak  yetişemedim ve yardım almaya karar verdim.Yalnız iki ayrı seferde de yardıma gelen kişinin temizlik anlayışı benimle uyuşmadığı ya da bu konuda fazla seçici olduğum için yardım alma fikrini bir kenara ittim.Ve uzun zamandır kendi temizliğimi kendim yapıyorum.Evim küçük olduğu, sistemimi oturttuğum için de çokta zorlanmıyorum.
 
 Peki önceden neden yetişemiyor ve hemen hemen her büyük temizlik öncesi alışverişe çıkmak zorunda kalıyordum?Her alanın temizleycisi ayrı sanıyordum ve her biri için ayrı ayrı ürünler satın alıyordum? Çünkü reklamlar bunu söylüyordu..Ahşap temizleyici,çiçek kokulu yer temizleyicisi,ocak için ovma kremi,fayans parlatıcı..Gerçekten 'temiz' olmak için bunlara ihtiyaç vardı çünkü!
.
SÜRÜSÜNE BEREKET!
Evimizi temizlemek için almak 'zorunda' olduğumuz kimyasallara ve onlara harcanan plastiklere bir bakın.Onlarca kutu..Çevreye defalarca verilen zarar..Pekii minimalizme gönül vermiş ben, temizlik için nelere ihtiyaç duyuyorum,-reklamda söylenenleri elimin tersiyle itip- nasıl bu kadar az ürünle bu kadar güzel sonuç alıyorum?Ve nasıl daha az plastik harcıyorum?
Şöyle ki;
Kullandığım yalnızca iki ürün var:
KARBONAT
VEE
SİRKE
Evet yalnızca 2 ürünle ..
Öncelikle mutfak;
*Ocak ve mikrodalga temizliği için karbonat ve sirkeyi karıştırıyorum.Sonrasında bezle güzelce silip,ıslak bezle de son kez karbonat ve sirkeden de arındırıyorum.Leke ne olursa olsun inanın başka bir ürüne ihtiyaç duymayacaksınız.Lavabonun içini de aynı karışımla güzelce temizliyorum.Eğer elde temizlenmesi gereken tencere varsa da lekeye aynısını uyguluyorum.
*Yer temizliği için sirkeli su hazırlıyorum.Sirkenin aynı zamanda kötü enerjiyi aldığına inanıyorum.(Sahte çiçek kokulu kimyasallardan daha iyi enerji verdiği kesin)Yerleri de onunla sildikten sonra toz alma kısmına geçiyorum.Eski bir camsil şişesine doldurduğum 1/8 oranında sirke ve su karışımıyla toz alıyorum.
*Duş ve lavabo için de aynısını yazacağım.
Pekii sirke kokmuyor mu?Sirkenin kokusu var evet ama kalıcı değil yalnızca temizleyici..En önemlisi de yenebilen bir ürünle temizlik yapabiliyoruz.Bu demek oluyor ki sağlığa tamamen zararsız..(Plastik kutudaki hiçbir temizlik ürününün tadına bakabildiğimi hatırlamıyorum:)
   Demem o ki,daha az ürün tüketelim,daha az kimyasal kullanalım,daha az plastik harcayalım.Çünkü doğanın fazla bir atığı daha kaldıracak durumu yok.Görüyorsunuz ekim ayının ortalarına gelmemize rağmen ihtiyacımız olan yağmur yağmadı ve sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde..O zaman daha az atık için şimdi bir yerden başlamalı..
Sevgiler..


7 Ekim 2016 Cuma

İYİ HİSSETMEK İSTİYORUM!

Nefes almak ve yorgunluğumu atmak için kitabımı ve suyumu alıp bahçeye çıktım.Evet doğru okunuz su yazdım.Çünkü benim için uzun zamandır kitap,dergi ve filmin yanına gelecek kelime kahve değil,su.Ama nasıl su?
ZENCEFİLLİ(taze) ve LİMONLU SU..
  Su içmeyi seven birisi olarak her zaman sularımı daha keyifli hale getiririm.Yeşil elma,limon,tarçın,zencefil..Bu okuma seansı sırasında ara verip konuştuğum canı çok sıkkın olan arkadaşıma iyi hissetmesi için  birkaç öneride bulundum.'Ne yapmalıyım?'a cevap ,zamanında kendi zor zamanlarımda ne yaptığımdı ve o zamanları hatırladım..
Şimdi,zor zamanlar geçirmiş birisi daha iyi hissetmek için ne yaptı?Onu yazacağım.
Bu 10 madde halinde ve uzun uzun olmayacak.Çok kısa..
BEYNİME İYİ DAVRANMAK!!
Nasıl mı?
Şöyle ki, zamanında kayıplar yaşadığım ve şehirde,işte boğulduğum dönemde arayışa girdim.Yüzmek mi?Spor mu?Ne bana daha iyi hissettirecekti aradım durdum.Sporun yeri tartışılamaz ama ben size başlangıç için klişe biliyorum ama;
*Dışarıya çıkmayı tavsiye edeceğim.Ben öyle yaptım.Canımın en istemediği zamanlarda özellikle ve zorla dışarı çıktım.Baktım ki bu dışarı çıkmak alışveriş rutinime dönüşmüş.Sadece anahtarlarımı alıp çıktım.Cüzdan yok,en önemlisi TELEFON yok.Birkaç ağaç görme şansınız varsa  lütfen 10 dk da olsa yürüyün.
*En önemli adıma geleceğim şimdi.Tatlıyı sona saklayamayacağım yani:)
OMEGA 3/BALIK YAĞI
İnsan beyni için Omega 3 ne demek teker teker sıralamayacağım.Size kullanmaya başladıktan çok sonra izlediğim  belgeseli tavsiye edeceğim.

İNSAN BEYNİ(Human Mind)
Eğer tamamını izlemek istemiyorsanız Omega 3le ilgili kısmı 9.dkdan sonra başlıyor..
Omega 3 ü düzenli kullanarak (doktorunuza danışın ben öyle yaptım en başta)emin olun daha iyi hissedeceksiniz.Plasebo etkisi mi derseniz,ben salt iyi hissetirir amacıyla kullanmaya başlamadım.Yalnızca bana böyle yorgun,halsiz,isteksiz hissettiren ve 'vücudumun küçük bir kısmını oluşturup tamamını yöneten beynim için ne yapabilirim'den yola çıkıp almıştım.Sonuç inanın bana iyi oldu.Besinini alan beynim de bana iyi davrandı..
Peki asıl ve en çok alınan soru.Kilo aldırıyor  mu?Bu soruyu beni görseniz eminim sormazdınız.Çünkü kilom boyumdan 17 birim daha az.Nasıl kilo almıyorumu ayrıca yazarım..
Pekii her Omega 3 kullanılır mı?
HAYIR!
Özellikle marka ismi vermedim ki yanlış anlaşılmasın.Ama ben ,yaklaşık 60 tanesine 75 tl ödüyorum.İnanın çok değil.Bu güne kadar dışarıda tükettiğiniz yemeklere ne kadar para akıttığınızı düşünün..
Peki alırken nelere dikkat ediyorum?
                   *Metallerden arındırılmış olmasına,bundan emin olmak için de IFOS sertifikası almış olmasına(IFOS:İnternational Fish Oil Standarts.Omega3 ürünlerinin güvenilirliğini denetleyen Kanadalı bağımsız kuruluş.)
*Domuz ürünleri tüketmediğim için balık jelatini kullanılmış olmasına..Ayrıca bal ve yoğurt tüketeceğim zamanlarda kullanmamaya tabii ki:)
Bunların yanında bana o dönemde çok iyi gelen kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.
DR. DAVID BURNS-İYİ HİSSETMEK
Lütfen yılmadan, doktorun önerdiği alıştırmaları yapın.Eğer kaygılı ve stresli bir hayatınız varsa resimdeki gibi yeşilin yanında 'İyi Hissetmek' eminim İYİ HİSSETTİRECEKTİR.Sevgiler..