20 Ocak 2017 Cuma

MAAŞ NEREYE GİTTİ?

Vee beklenen gün gelir.Maaş yatmıştır.Gelen para geldiği gibi gider ve aynı hissiyat:
                                                   BU PARA NEREYE GİDİYOR?

Aynı hissiyatı senelerce yaşamış birisi olarak size parayı nasıl biriktirdiğimi ve maaşımla ne yaptığımı biraz olsun anlatmak isterim.Belki minimalist_birisi yöntemleri sizde de işe yarar.
En baştan başlayalım.Maaş yattı.İlk işim;
       *40'ta 1'ini hesaplamak.Hemen maaşımı 40'a bölerim.(Diyelim maaşım 3.000 tl.Onu kırka bölerim 75 lira.)O ay başında maaşımdan bu miktar ayrılır ve bağış yapılır.Öğrenciye ya da bir başka ihtiyaç sahibine.Bu annemin bana önerisiyle başlamış ve başladığı aydan itibaren tamamen parayı bereketlendirdiğine tarafımdan şahit olunmuştur..(Bu kısım şahsi inancım)
       **2 adet banka kartım bulunur.Bir tanesi maaş kartım.Bir diğeri de parayı biriktirdiğim kartım.Herkese yürekten söylemek isterim ki ay sonunda para 'arttırmak' diye bir şey yok!Ay başında ne ayırdıysanız o.Üç aşağı beş yukarı olur ama mutlaka olur!Faturalar,aidat ve aşağı yukarı harcayacağım kadar para, maaş kartımda kalır.Bütün harcamalarım maaş kartımdan yapılır.Harcamalarımdan kalacak miktarsa diğer banka kartına atılır.Ay sonunda sıkıştım ve maaş kartımdaki kısım yetmedi mi?Diğer karttan bir miktar kullanabilirim.
      Eee kredi kartı?Esnek hesap limiti?
  Kullanmıyorum arkadaşlar..Zamanında kredi kartlarına iyi paralar harcamış ya da yurtdışında gezmeyi kredi kartına taksitlere bağlamış birisi olarak, ben bile bırakabildim.Genelde bu konuyla ilgili şöyle bir soru alıyorum;'Yurtdışında kredi kartı lazım olmuyor mu?'Bunun cevabı; OLMUYOR.Çünkü çipli banka kartları dünyanın her yerinde harcama yapmaya izin veriyor.Bunda da sıkıntı yok..
     ***BES'e para yatırıyorum.Bu yöntem kimine gereksiz gelebilir.Bireysel emekliliğin sağlam bir destekçisi olmasam da kendi adıma 'Neden olmasın?' dedim.Ne de olsa o parayı her türlü harcıyoruz..
     Peki bunlarla mı uğraşacağız?Evet..Eğer o çokta sevmediğimiz işimize,stresli düzenimize bir gün veda etmeyi düşünürsek aklımızda kredi kartının kalan 9 taksiti olmamalı..Özgür hissetmek için olduğu kadarını harcamalıyız,olacağını umut ettiğimiz kadarını değil..Sevgilerle..
                                                                                                                          
     
     
      

30 Aralık 2016 Cuma

İYİ TARAFINDAN 2016..MİNİMALİZM..



Son 1..
     2016'nın özetine ihtiyacımız olduğunu zannetmiyorum.Zira hep birlikte bugün yaşadık,yarına çıkacak mıyız? şeklindeydik ve her birimiz için ayrı ayrı sancılı oldu..
     Amaç 'iyi tarafından' bakmak ya, şimdi 2016 bize ne katmış ondan bahsedelim ve geçmişin hesabını kapatalım..
     Yıl 2016'nın başları..Sene başına okuyarak girmişim ve artık YouTube takip eder olmuşum..Tesadüfen takip etmeye başladığım Ilgın Özgan yeni bir video yayınlamış ve tıklamam..Başlık garip;
     MİNİMALİZM..Şaşırdım!Tüket,tüket diye bağıran kimseler arasında satın alma,mutlu ol!  diyordu ve en etkilendiğim kısmı 'Kendimizi sahip olduğumuz şeylerle kanıtlamaya çalışıyoruz.' olmuştu.Gece izlediğimi hatırlıyorum.Sonrasında baya baya uyuyamadım..Bir,iki derken bir baktım yurtdışında bu konuyla ilgilenen bir yığın insan ve onların blogu var..Okudum,okudum..Hem dilim gelişmiş hem de bakış açım genişlemişti ve bakış açım genişledikçe ne kadar 'dar' baktığımı farkettim.Her türlü mutsuzluğumu alışverişle kapatıyordum ve bunu bilen markalar tarafından bol bol sömürülüyordum.Peki ne yaptım çok kısa bahsetmek istiyorum..
     Öncelikle;elimde ne var ne yok çıkardım.Kremler,losyonlar her biri o kadar gereksizdi ki.Çoğunu ayıkladım.Düşündüm ve içerisinde bir yığın kimyasal olan losyonların, sırf üzerine bir ajans çalışanının fikriyle 'mucizevi' yazıldığı için neden alındığına ve aldığıma anlam veremedim..
     Kıyafetlerime geçtim.O kadar çok 'tatile gidersem,spora başlarsam' kıyafeti vardı ki çok şaşırdım..Baya baya alışverişimi 'geleceğe' yapmıştım!Ve 'vazgeçtim'.Eşyaya bağlanma ile ilgili sıkıntı yaşamadığım için şahsi olarak çok zorlanmadım.Bu vazgeçme süreci sonrasında da devam etti ve ben kendim yapmaya,üretmeye başladım.Yoğurdu hazır almıyor,sıvı el sabunumu kendim yapıyor ve bakım ürünlerimi reklamı yapılmayanlardan kullanmayı tercih ediyordum.Amaç mutlu olmaksa,kendimi bir önceki seneden çok daha mutlu hissettiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.
       Geri dönüp bakınca bu seneki yolculuğum çok ama çok keyifliydi..Okudukça,uyguladıkça ve sonuç aldıkça daha da keyifli hale geldi.Önceki senelerde zor zamanlar geçirmiş birisi olarak;küçüklüğümde çok sevdiğim 'okuma' alışkanlığım bugün ,İstanbul'da,şehir hayatıyla mücadele ederken yine elimden tuttu..Minnettarım..
       Bu minnet duygularıyla 2016'yı kendi adıma kapatıyorum ve 2017 için şimdiden sabırsızlanıyorum.Her birimize ayrı ayrı şahane bir sene diliyorum..

13 Kasım 2016 Pazar

ELALEM NE DEDİ?

         Yazı atlattık..Nişanlar,düğünler,kız istemeler derken kapanışı yaptık.Bu yaz bu tip aktivitelerle uğraşan ve evlilik arefesinde birisi olarak içimden geçenleri ve iyileşmesini arzu ettiğim bazı konuları paylaşmak isterim..
          Hepimizin ortak problemi zannediyorum.Özel hayatımızı 'çok alakasız' birisine açıklamak durumda kalmak ve bunu ölesiye dert edinmek.
           Sevgiliniz yoksa , 'ee yok mu birisi?' ' O kadar insanla tanışıyorsun hala yalnız mısın?'
           Sevgiliniz varsa ,'Ee evlilik ne zaman?' 'Niyeti yok galiba?' Hele ki az dert yandıysanız'Sen o çocuğu bırak.Seni sevmiyor o.'
           Evliyseniz nasıl olur da çocuk düşünmezsiniz!Ne cüret!Çocuğunuz varsa bir tane olmaz kardeş lazım kesin:)
            Gerçekten aklım almıyor.Bir insana çok ama çok mahrem olan bir konuda nasıl yorum yapılabilir?Çocuk sahibi olmak vs..Bu sebeple insanlara özel hayatlarını sormuyorum ve inanın hiç merak etmiyorum.Ben yalnızca belgesel izlerim kafası değil.Arkadaşlarımı,yanımdaki insanları yalnızca oldukları 'insan' için sevmeyi tercih ediyorum..
           
                        SIFATLAR GERÇEKTEN GEÇİCİ..  
        Doktor,işsiz,zengin,fakir,dindar,ateist,gay ya da lezbiyen..Klişe var ya ;insan,insan olduğu için çok kıymetli.Kimsenin kimseyi yargılamaya hakkı yok.Bunun yanında evliliğin başarı olarak algılanmasından ölesiye rahatsızım.Artık anlaşılmalı;Tek başına olan insanların da bunu tercih edebileceği,herkesin çocuk sahibi olmak zorunda olmadığı,asıl ayıbın farklı tercihlerin olması değil insanları yargılayarak dışlamak olduğu..Bunların anlaşılmasını sağlayacak olan da bizleriz..Bizden önceki nesillerde bazı kimseler farklı bakıyor olabilir.Ama bugün bizim daha 'bilinçli' olmaya ihtiyacımız var.Bunun için;
       *Birbirimize ilişkimizin nasıl gittiğini değil insan olarak 'nasıl' olduğumuzu soralım.Naçizane 'nasılsın' kelimesini çok fazla önemsiyorum.
       **Gay vs. herhangi bir kimseyle dalga geçildiğinde dalga geçileni değil,dalga geçen kimseyi ayıplayalım..
        ***Bir insan çarşafla gezebilir.Bu onu 'yobaz' yapmaz.Bir insan mini etekle de gezebilir.Bu onu 'rahat' yapmaz.Görünüşü,kiyafetleri bizden farklı olanlarla da iletişim halinde olalım.Fakat bu iletişim sözlü olsun,bakışlarımızla -sözsüz- değil..
   ****Bugün sağlıklı olmamız yarın engelli olmayacağımız anlamına gelmez.Engelli insanlara 'aman halimize şükür' ya da acır bakışlarla bakmayalım..(Konuyla alakalı aşağıdaki videoyu öneriyorum.)

Tabii ki sağlığımıza şükrediyoruz.O başka.Ama bir başkasına bakarak şükretmek üstünlük olarak algılanabilir.Kardeşi engelli olan arkadaşım bunun yüzünden artık kardeşinin dışarıya,kalabalık yerlere çıkmak istemediğinden dert yanmıştı ve inanılmaz üzülmüştüm.Bu bakışların da -iyi niyetli olsun,olmasın-bir tür bencillik olduğuna inanıyorum.
Karşıdaki insan yürüyemiyor ya da konuşamıyor vs. olabilir.Bu,onun zor durumda olduğunu değil yalnızca hayatını idame ettirmek için çaba harcaması gerektiğini gösterir ki bu çabanın sebebi yine şehirleri yanlış tasarlayan bizleriz...
Bakış açım 'farklı' ya da 'modern' gelebilir emin değilim.Kişisel arzum,çabam ; farklılıkların renk olarak algılanması.Kirlilik değil! Bu sebepten bu yazıyı okuyan,okutan herkese söylemek isterim.
-Laf olsun diye değil-Yalnızca 'insan' olduğunuz için çok seviliyorsunuz.Bir gün karşılaşırsak,kimliğiniz en azından minimalist_birisi'ni hiç ama hiç ilgilendirmiyor.Sevgiler..
         

5 Kasım 2016 Cumartesi

SAĞLIKLI! GÜLÜŞLER..

       Sabah uyandınız.Dışarıda tam sonbahar havası..Sarı ve çok güzel..Kahvaltınız,çayınız derken.Sırada diş fırçalama var.Fırçanızı elinize aldınız.
                                           Durun ve düşünün..
   Sizin kullanımınızdan sonra bu fırçaya ne olacak?Hemen anlatayım.Plastik malzemeden yapıldığı için yaklaşık..
1.000 Yıl doğada kalacak.Yani biz 3-6 ay diş fırçalayalım diye 1000 yıllık çöp üreteceğiz..Sağlığımıza zararı da cabası..(Yukarıdaki görselden sonra sakız bile çiğnemek gelmiyor içimden:))Ben de tüm bunları yazdığım sırayla düşündüm ve çözüm aradım.İhtiyaçlarımı -hepimizin bildiği- makyaj malzemeleri,şampuan satan mağazalardan almıyorum.Yani bilindik mucizevi markaları! kullanmadığımdan organik pazarda alışveriş yaptığım kişiye gittim.Türkiye'de sık bulamadığımız ama yurtdışında bolca kullanılan,doğa dostu fırçayı sorduğumda hemen çıkardı..
BAMBU DİŞ FIRÇASI
             Kendisi doğada %100 çözünür.Dişlerini çok ama çok önemseyen ben kesinlikle kullanırken rahatsız olmadım.Bilakis plastik bir malzeme kullanma hissi çok rahatsız ettiği için bundan sonraki diş fırça modelim bu..
  Şimdi dezavantajına gelirsek;ulaşılabilir olmaması ve aynı formdaki plastik fırçalalara göre maliyetinin yüksek olması.Bu fırçayı yaklaşık 20 tlye almıştım.Kesinlikle doğa dostu olmasının yanında lafı bile olmaz.Ama benim bahsettiğim;gelir durumdan bağımsız herkesin alma fırsatı bulması.Bunun için ulaşılabilir,daha uygun fiyatlı türk markalarına ihtiyacımız var..Eminim biz aldıkça, daha fazlasını talep ettikçe arz oluşacak ve girişimciler isteğimize kayıtsız kalmayacaklar..
Size şimdiden sağlıklı! gülüşler diliyorum.Sevgiler..



2 Kasım 2016 Çarşamba

AKILLI TELEFONUM AKLIMI ALIRSA?

         Gün her şekilde normal başlamıştı.Bugün ne yapsak,gezsek mi vs diye düşünürken şarjı biten telefonumu gün içerisinde defalarca yaptığım gibi! şarja taktım ki..Olan oldu!Ana menüde takılı kalan telefonum kapandı ve bir türlü açılmıyordu.Aynı,bilinen markanın senelerdir bağımlısı olan ben,tabii ki panik olmadım.Çünkü tekrar açılacak ve ben instagram,facebook ve twitter hesaplarımı,maillerimi,whatsappımı kontrol edip,karmaşık şehirde navigasyonuyla yolumu bulacaktım..
         Ama açılmadı.Bir deneme iki deneme.Yok yok yok!Açılmıyordu.Yakın zamanda Amerika'ya gitmeyeceğimden sorunun hallolması için Türkiye'de bir çözüm üretmeliydim.E o zamana kadar ne yapacaktım?Hemen hemen her dakika elimden düşmeyen  telefonum olmazsa ne yapardım!
      Aileme eski akıllı telefonumu hemen göndermelerini istedim.Şans bu ya 29 ekim olduğu için kargo şirketleri kapalıydı.E diğer günde Pazara denk geliyordu.Ve ben 3 KOCA GÜN akıllı telefonsuz kalacaktım.Bilhassa yalnız yaşayan ve sevdiklerinden uzakta olanlar,şehir hayatını kanıksayanlar,istesede Avmleri aşıp yeşile ulaşamayanlar telefonun,internetin ne derece önemli olduğunu çok çok iyi bilirler..Herneyse hemen gidip yalnızca konuşmam için birkaç günlüğüne kullanabileceğim bir telefon! aldık..
Soldakiyle 3 gün!
               *İlk anda çok eğlenceli geldi.Babaannemin bile kamerası olmadığı için beğenmeyeceği bir telefonum vardı.Baya komik bulmuştum.Şarjı da baya uzun gidiyormuş,akıllı telefon olmadan da oluyormuş derken..
*2.Gün!Elim sürekli telefona gidiyordu ve artık bu eskiye dönüş canımı sıkmaya başlamıştı.Bağımlılık durumundan çok uzak olduğumu düşünüp,sigarayı bile çoğu kimseye göre çok kolay bırakmışken bir 'madde'ye nasıl bu kadar bağlanabiliyordum?Bu gerçeği kabullenip hala akıllı telefonumu neden bu kadar istiyordum?Sanırım bu gerçeklerle yüzleşmek daha çok canımı sıkmıştı!Mesajlaşmalar başladı.Artık mesaj atarak iletişime geçmeli ama bir şekilde 'aktif' olmalıydım.Bu arada randevu almanın imkansız olduğu Zorlu'dan defalarca randevu almaya çalıştım.Tabii ki başaramadım..
              *Ve eski akıllı telefonuma,dolayısıyla da internete kavuştuğum ana kadar -son gün- ciddi anlamda bunalmıştım.Eski akıllı telefonum geldi.Sonunda! ve ben elime telefon geçtikten sonra üzerine baya baya düşündüm..
          Bu kadar mı elimiz ayağımız olmuştu,bu kadar mı whatsapp olmadan önce hiçkimseyle iletişime geçemiyorduk?Bu arada ana yolda kasksız ve elinde cep telefonu hem 'aktif' hem de trafikte olan genci görünce üzerine iyice kafa yordum.Akıllı telefonlar canımızdan ve çok çok değerli olan vaktimizden vazgeçecek kadar bize ne vaat ediyordu?Siz de düşünün lütfen..Belki telefonum bozulmasa bunu hiçbir zaman farkedemeyecek ve -unuttuğum bir his olan- telefonumu başka bir odada bırakarak rahat rahat kitap okumanın tadına bu derece varamayacaktım!Sizin de bu keyfi yaşamanız ve her zaman anda olmanız dileğiyle.Sevgiler..

28 Ekim 2016 Cuma

CUMHURİYET'İ SEVMEK YALNIZCA ATATÜRK FOTOĞRAFI PAYLAŞMAK MI DEMEK?

   
   İçimde büyük bir sevinç.Her sene aynı gururla şükrederek yaşıyorum.Yaşadığım toprakların güzelliğine ve bu güzelliği yaşamamı sağlayan herkese minnettarım.Çoğu kimsenin aksine 'fırsatını' bulunca yurtdışına kaçmayı düşünmüyorum.Çünkü zamanında bir büyük dedem Uşakta,bir diğeri de Bulgaristan'da düşmanla savaşmış..Dedelerim,dedelerimiz hayatlarını ortaya koymuş,senelerce Bulgaristan'da esir hayatı yaşamış.Ne için?
         Vatanın selameti ve çocuklarının,bizim geleceğimiz için.Peki Cumhuriyeti seven bizler ülkemiz için ne yapıyoruz?
          Çoğunlukla kendimden de bildiğim üzere ŞİKAYET EDİYORUZ!
       Mütemadiyen her şeyden,herkesten.Bu şikayetler(imden) bunaldığım günlerden birisinde düşündüm.Ben ülkem için ne yapabilirdim?Onca şey arasından ülkemi temiz tutma ve nefes alma kısmını seçtim.Çok küçük bir adım olduğunun farkındayım ama yazdıklarımla ülkemin temiz,nefes alınabilir cennet olarak kalması için-kendi çapımda,çok çok küçükte olsa- dikkat çekmeye çalışıyorum ve tamamen yalnız çıktığım bu yolda destek çıkan herkese büyük minnet duyuyorum..
   
      Vee yerli malı kullanmaya çabalıyorum.İnanın o kadar önemli ki.Biliyorum ne yazık ki hala en iyi telefonu başka ülkeler üretiyor.En iyi makyaj malzemelerini onlar yapıyor ve yurtdışından ithal edilen hep daha kıymetli geliyor.
AMA DEĞİL!
Gün içerinde aslında her alışverişimde yaptığım şeyi yaptım.Almayı düşündüğüm her şeyin nereden geldiğine baktım.Ve hep aynı logoyu aradım:

Bu logoyu çok çok önemsiyorum.Çünkü biliyorum ki eğer ben ülkemde üretilmiş ve türk işçinin ürettiği ürünlerden satın alırsam yine ülkem kazanacak ve belki en iyisini üretmesi için ona fırsat vermiş olacağım.Önemsiz demeyelim.İnanın bir paket yerli  kuruyemiş bile çok önemli.Çünkü  Manisa'da -kadınların çoğunlukta olduğu- işçilerin sabahtan akşama günlüğü 30 liraya üretmek için çalıştığını bizzat biliyorum.Aynı işçinin ne yazık ki ucuz alışveriş imkanı bulduğu için alışveriş yapmak zorunda olduğu market zincirinde de..
....Menşei Amerika olan cevizi tüketmek zorunda kaldığını da biliyorum!
Dünya'nın en güzel yerinde yaşıyoruz.Sizi temin ederim.Deneyimlerime dayanarak söylüyorum.Fransızın reçeli ya da Hollanda,İsviçre peyniri ülkemizden daha değerli ve lezzetli değil!Bu yüzden alışveriş yaparken uluslararası büyük markalar yerine türk markalarına şans verelim.. 

VEE
               Çok okuyalım arkadaşlar..
 Okumayanları,bilinçlenmeye şans bulamamışları da ötekileştirmek yerine anlamaya çalışalım.Aydın,Cumhuriyetçi olduğunu iddia edip yalnızca yabancı hayranlığı duyan,her fırsatta halkı küçümseyen bazı kimselere bakmayın.Fırsatları olduğunda ülkeyi ilk terkedecekler yine onlar zannediyorum.Ve bizleri yeniden ayağa kaldıracak çarşı pazarda gördüğümüz,elleri nasırlaşmış teyzeler,amcalar.Bugün şehit ailelerimize bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız..
Buraya kadar okuduysanız minnetarım:)Yaşadığım,doğduğum yere içtenlikle bağlıyım ve eminim aynı duyguları paylaşıyoruz..O halde ülkesini,Atamızı ve Cumhuriyetimizi çok seven hepimizin CUMHURİYET BAYRAMI kutlu olsun..Daha nice nice 93lere..Sevgilerle..


20 Ekim 2016 Perşembe

KIŞ GELİYOR! 'HAPI YUTMALI' MI?

          Kış mevsimi kapıyı çalalı uzun zaman oldu.Klişe tartışmaların içinde bulduk kendimizi.
Yok grip aşısı vurulmalı mı?Hangi takviyeler alınmalı? gibi gibi bir sürü soru vardı kafamızda..Çünkü hepimiz kıştan korkuyoruz.
YA HASTA OLURSAM?
            Olmayız arkadaşlar.Bunun için bir yığın takviye alıp güzel karaciğerimizi yormamıza da gerek yok.Şöyle ki;her kış faranjit problemi yaşıyor,sıcak iklime alışkın olan vücudum her soğuk yediğinde kesin tepki veriyordu..Buna çözüm arıyordum ki siğil problemim baş gösterdi.İşaret parmağımın üzerindeydi ve çaresi olduğunu ancak ilaçların çare olmadığını da biliyordum.Netten araştırırken İbrahim Saraçoğlu ile karşılaştım.Bir programda siğilin çözümünün PROPOLİS olduğunu söylüyordu.(!Arı ürünlerine alerjiniz yoksa!!)

PROPOLİS Mİ?
              Bende tam bu soruyu sorarken araştırmaya başladım.Zaten arılara ilgim vardı.Öğrendim ki propolis arıların kovanlarını korumak için ve yalıtmak için kullandıkları bir madde.İbrahim Bey suda çözüneni alıp sabah ve akşam suya damlatmamızı ve içmemizi söylüyordu.Aldım ve söylediğinden çok daha fazla yaptım.Arada da siğil üzerine damlattım.İnanın siğil falan kalmadı.Farkettim ki boğazlarım da gayet iyi ve bir süredir hastalanmıyorum.Kış boyunca kullanmaya devam ettim.Benim siğil için karşıma çıkan Propolis hasta olmamı da engelliyordu.Aslında bana çok daha büyük bir iyilik yapmıştı.

        İlk olarak organik pazardan aldığım propolisi kullandım.Organik pazarda sohbet ettiğim kişi propolisi almam üzerine annesinin kanser rahatsızlığından sonra kullandığını söyledi.Araştırmaya devam ettim ve gerçekten de söylenildiği gibi 
*Bağışıklığı güçlendiriyor.
*Faranjit vs boğaz rahatsızlıklarına iyi geliyor.
*Organ hasarlarını gidermeye yardımcı oluyor..gibi gibi bir sürü fayda..
Yukarıdaki şişeyi de güvendiğim başka bir yerden aldım.Bu kış iki şişe kullanırım zannediyorum.
Demem o ki;kışın 'hapı yutmaya' gerek yok.Aradığımız her şey doğada var.Yeter ki biz ona iyi davranalım.Umarım faydalı olur.Sevgiler.